Soru, İstek ve Görüşlerinizi info@tablo.net.tr adresine ulaştırabilrisiniz...
Kategoriler
Namık İsmail

Namık İsmail

(d. 1890, Samsun - ö. 1935, İstanbul), Türk ressam.

İstanbul da doğan Namık İsmail'in babası Tophane veznedarı Kafkasyalı Hattat İsmail Zühtü Bey, annesi Amasyalı Yeğenzade Hüsnü Beyin kızı Bakiye Hanım’dır. Tam ismi Namık İsmail Yeğenoğlu’dur. [1]

Babası İsmail Zühtü Bey'in hattatlığı ile sanatla tanışan ve küçük yaşlarda resim yapmaya başlayan Namık İsmail, Hamidiye Mektebi'nde öğrenci olduğu yıllarda Viçen Arslanyan'dan resim dersleri alır. O yıllarda sahile demirlenmiş vapurları çizen Namık İsmail'in, St. Benoit'da okurken resim hocasının Andres olduğu bilinir. Bu dönemde kömürkalem ve karakalem ile kartpostallardan çalışır. İlk yağlıboya resmi olan bir sepet çiçek ve kesilmiş bir karpuz diliminden oluşan natürmortunu dönemin mutasarrıflarından Bekir Paşa'ya sunar ve bunun karşılığında Bekir Paşa tarafından ona bir tay armağan edilir. [7]

Çallı Kuşağı ressamlarından olan Namık İsmail, ilköğrenimine 1896 yılında Kabataş’taki Şemsülmekatip’te başladı; daha sonra Beşiktaş’taki Hamidiye Mektebi’ne geçti. Resim öğretmeni Arslanyan’ın öğrencisi oldu ve okulu ikincilikle bitirdi. Saint Benoit Lisesi’nde okudu. Galatasaray Lisesi yangın sonrası yeniden açılınca, Tevfik Fikret’in müdürlüğü sırasında ikinci sınıftan beşinci sınıfa kadar bu liseye devam etti. Galatasaray Lisesi’ndeki tahsilinde okul müdürü olan Tevfik Fikret’in kurduğu atölyede çalışmış, 1909 yılında burayı bitirmiştir. [1] Namık İsmail’in resim öğretmenleri, Hamidiye Mektebi’nde Arslanyan, Saint Benoit Lisesi’nde Paris Akademisi’nden Andres idi. Önceleri sahile demirlemiş vapurların resmini yapmaktan zevk alan Namık İsmail, daha sonra füzen ve karakalemle kartpostallardan çalışmaya başladı. Resim öğretmeni Şevket Dağ’dan özel resim dersleri aldı. Bakalorya sınavını kazanamayan Namık İsmail’i, babası resim eğitimi için Paris’e göndermeye karar verdi. 1911’de gittiği Paris’te resim öğrenimine başlayan Namık İsmail, Kısa süre Julian Akademisi’ne, sonra Fernand Cormon Atölyesi’ne devam etti. Birinci dönemi olarak nitelendirdiği sanat yaşamının, 1914 Fransa dönüşü, yaptığı resimlerde, Tekniğin zayıf, duygunun kuvvetli olduğunu, şiir ve düşgücünün teknikten önde geldiğini söyler. Akademik anlayışı benimseyen hocası Cormon’dan sanatçının fazla etkilenmediği görülür. 1911 yılında Paris Güzel Sanatlar Akademisi’ne devam etmiş ve Paris’te Ecole Nationale des Arts Decoratifs ve Cormon atölyelerinde bir süre çalıştıktan sonra yurda dönüşünde, 1.Dünya Savaşı’na Kafkas Cephesi’nde süvari yedek subayı olarak katılmıştır.

1911 tarihli Köy Evi çalışması, Paris’e gittiği yılda empresyonist etkilerle yaptığı bir tablodur. Barbizon Okulu ressamlarının ve Corot’nun yapıtlarını anımsatan resimde, birbirinin içinde eriyen renkler, yeşilin maviye, kahverenginin sarıya kaçan tonları kullanılmıştır. Ağaçlarda, evde, kırda detaya kaçan fırça vuruşları egemendir: renkler, pastelleriyle homojenleştirilerek kullanılmış, yumuşak geçişlerle perspektif sağlanmıştır. Kompozisyon, sol alt köşeden sağ üst köşeye ikiye ayrılarak düzenlenmiştir. Üstte gri renklerin içinde yeşillerin de yer aldığı gökyüzü, alttaysa karakteristik Namık İsmail tarzı lekeci anlayışla ön plana çıkmış ana tema görülür.[1] 1917 Haziran ayında Galatasaraylılar Yurdu’nda açılan serginin düzenlenmesinde emeği geçen kişilerden biri olan Namık İsmail’e bu hizmetinden dolayı, “alamet-i mahsusalı gümüş Hilal-ı Ahmer madalyası” verildi.

Şişli’de kurulan atölyede, Namık İsmail ve dönemin diğer ressamları, İbrahim Çallı, Hikmet Onat, Ruhi Arel, Sami Yetik, Ali Cemal, Ali Sami Boyar gibi sanatçılar savaş konulu resimler yaptılar. Galatasaray Sergisi’ nde halka gösterildikten sonra Viyana ve Berlin’de sergilenmeleri için, Celal Esad Arseven’le birlikte Berlin’e gitti.1917 yılında gittiği Almanya da Leipzig’de Max Libermann (1847-1935)’in ve Lovis Corint (1853-1925)’in özel akademilerinde iki yıl çalışmıştır. 1917-18 yıllarında Viyana’da ve Berlin’de yapılan resim sergisine Celal Esat Arseven ile katılmış ve sergilerde 6 eseri sergilenmiştir.

Berlin’de kaldığı iki yıl boyunca Lovis Corinth ve Max Liebermann’ın atölyelerinde çalışarak tekniğini geliştirdi. 1918 tarihli Kendi Portresi’ne, ışık-gölge kontrastı ve kalın fırça vuruşlarıyla, tabloya anlatımcı bir etki vererek, güçlü ve kararlı kişiliğini, sert ve keskin bakışlarıyla tuvale rahatça aktardığı görülür.

1919’da yurda döndü. Almanya dönüşünü, sanatının ikinci dönemi olarak yorumlar. Corinth’in geniş, kalın fırça vuruşlarından, lekeci, serbest, bir-iki seansta ortaya çıkmış hızlı, atak tekniğinden etkilenen Namık İsmail’in, sonraki dönem tablolarının çoğunda hocasının teknik ve üslubunu uygulandığına tanık olunur. Corinth’in tekniğine yakın çalıştığı Güvertede Adamlar tablosunda, bir renk karmaşasının, açık-koyu tonlamaların, renk lekelerinin ve resimsel değerlerin ön plana çıktığı gözlenir. Figürler, renk kompozisyonunun öğeleri olarak kullanılır. Bu resim, ekspresyonizmin benimsendiği, klasik resim anlayışının geriye itildiği, renklerin ve boya dokusunun, konunun önüne geçtiği bir çalışmadır.

Almanya’dan döndükten sonra, 1919’da Gazi Osman Paşa Ortaokulu’nda resim öğretmenliğine başlayan Namık İsmail, 1920 yılında Molla Şefik Bey’in kızı Mediha Hanım’la evlenir; on yıllık birliktelikten sonra ayrı yaşamaya karar veren çift, ressamın ölümünden iki ay önce boşanırlar.

1920 yazındaki sergiye çeşitli portrelerle katılan Namık İsmail, “koyu ve az ışıklı renkler kullanan, gerçeklere uyan, modelinin yüz kırışıklıklarını ve yorgunluğunu yansıtmaktan kaçınmayan bir portreci” olarak tanımlanmaktadır.

İtalya’ya gitmek üzere kendisine izin verilmediği için Gazi Osman Paşa Orta Ortaokulu’ndaki görevinden istifa eden sanatçı, bir yıl boyunca bütün İtalya’yı gezdi ve resimler yaptı.

İtalya dönüşünde “İleri” gazetesinde önce ressam, sonra da yazı işleri müdürü olarak çalışan sanatçı, 1921 yılının ekim ayında Sanayi-i Nefise Mektebi (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) müdür yardımcılığı görevine atandı. 1922’de bu görevinden ayrılıp tekrar Paris’e gitti.

Namık İsmail’in paletinde, 1923 tarihli “Bayır” tablosunda açıkça görüldüğü gibi gerçek bir renklenme başladı. Biçim kaygısı taşımadan, desene önem verilmeden, rengin ön plana çıkarıldığı bu çalışmada, renkler birbirine kaynaşarak, planların tuşlarla, kontur kullanılmadan, renk lekeleriyle bölünerek verildiği bir dönem başladı. 1924’teki Galatasaray Sergileri’ne en iyi eleştiri alan yapıtlar arasında geçen Kasımpatı ve Çıplak tablolarıyla katıldı. Kendisine Maarif Umum Müfettişliği görevi verilen sanatçı, dönemin Maarif Vekili Mustafa Necati Bey’le birlikte incelemelerde bulunmak üzere bir kez daha Paris’e gitti.

Galatasaray Sergileri'nde resim kişiliğini tanıtan sanatçı, bir süre resim öğretmenliği, Güzel Sanatlar Akademisi Müdür yardımcılığı ve Milli Eğitim Müfettişliği görevlerini de yerine getirmiştir. Ayrıca, Genel sekreterliğini Dr. Şefik Hüsnü Deymer’in yaptığı Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası’nın Vehbi Sarıdal’dan sonra başkanlığını yapmıştır. 1928 tarihinde Güzel Sanatlar Akademisi’ne müdür olarak atanan Namık İsmail, ayrıca “resim atölyesi öğretmeni” görevini de üstlendi. 1935 yılından ölümüne değin bu görevini sürdürdü.

Meşrutiyet ressamları veya 1914 kuşağı diye de adlandırılan ve ‘’Halife Abdülmecid Efendi’’ (1868-1944) başkanlığında kurulan fiişli Atölyesi’ne de devam etmiştir. Namık İsmail; Sami Yetik, İbrahim Çallı, Feyhaman Duran, Hikmet Onat, Ruhi Arel, Nazmi Ziya, Mehmet Ali Laga, Ali Sami Boyar, Seyfettin Soysalan, Şevket Dağ, Hüseyin Avni Lifij gibi ressamların arasındaki en genç olanıdır.

Gençlik yıllarında edebiyatla ilgilenen, İtalyan Rönesansı’nın dehalarından Michelangelo’nun yaşamı ve sanatıyla ilgili bir biyografi çalışması da yapan sanatçı, 30 Ağustos 1935’te bir kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi.

Bizlere çok güzel melankolik resimler bırakan Namık İsmail, Güzel Sanatlar Müdürlüğü’ne (1927-1935) geldikten sonra resim sanatını ihmal etmeye başlayarak idarecilik işlerine daha fazla yoğunlaştığı görülür. Resim sanatımız için bir kayıp olan bu dönemi dışında resimlerini yaparken paletindeki zengin renk uyumu ile çok kısa bir zamanda önemli bir şöhrete sahip olmuştu. Fırçasını oldukça maharetli ve kıvrak kullanan renk armonisini zevk ve başarı ile gerçekleştirebilen Namık İsmail çok önemli nü resimlerine de imza atmıştır. Bir dönem sanat yazarlığı da yapmış olan Namık İsmail’in resim sanatımıza kattığı çok önemli eserleri bulunmaktadır.

Sanatçının 250 yapıtı olduğu bilinmektedir, ama elde bulunan 130 eserinden 83 tanesi ailesinde, 25 tanesi çeşitli müze ve galerilerde, diğerleri de çeşitli özel koleksiyonlarda bulunmaktadır. [4]


RESİM SANATI, SANAT ANLAYIŞI VE BAZI RESİMLERİNİN ANALİZİ


1908’de kurulan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nin asker kökenli ressamlardan sivil kuşağa geçiş, 1910 Çallı grubu olarak bilinen izlenimci ressamlar kuşağıyla gerçekleşmiştir. Türk resminde figür geleneğini başlatan Osman Hamdi’den bu ressamlara geçiş, aynı zamanda modernleşme sürecinin de başlangıcını oluşturur. Çallı Kuşağı olarak Sanat Tarihimize geçen sanatçı grubunun başını Feyhaman Duran, Ali Sami Boyar, Hikmet Onat, İbrahim Çallı, Ali Cemal, Namık İsmail, Nazmi Ziya Güran, Hüseyin Avni Lifij gibi ressamlarımız çekti.[5] Çallı grubu olarak bilinen izlenimci ressamlar kuşağı Türk resim sanatının modernleşme sürecinin de başlangıcını oluşturur.[6]

Namık İsmail'in de dahil olduğu 1914 Kuşağı sanatçılarının Türk resim sanatına en büyük katkıları, çıplak ve portre konusunu Türk resmine sokmalarıdır. Bu her iki konuda Namık İsmail'in de başı çektiği kesindir. Kuşkusuz Türk resim sanatında 1914 Kuşağı dendiği zaman, ilk akla gelen, İzlenimcilik'tir (Empresyonizm). Namık İsmail de Paris'te bulunduğu yıllarda, diğer 1914 Kuşağı sanatçıları gibi, Türk resmindeki manzara geleneğinin kendilerine yakın gelmesi nedeniyle, aslında çoktan modası geçmiş olan İzlenimciliğe yakın bir anlayış benimsemiştir. Gerçi Namık İsmail'in Paris'te bulunduğu yıllarda Claude Monet'nin (1840-1926) 1920 ile öldüğü yıl olan 1926 arasında oluşturduğu ünlü Nilüferler dizisi üzerinde çalıştığı bilinmektedir [8]

Namık İsmail, her ne kadar açık havada çalışma tekniğini uzun yılar benimsese de, izlenimciliğin etkilerinden daha kolay sıyrılmış ve Berlin'deki eğitiminin de etkisiyle izlenimcilik ve dışavurumculuğu birleştirmiş ve özellikle de çeşitli konular üzerinde çalışmasıyla da kendine özgü bir biçim dilini diğer 1914 Kuşağı sanatçılarına oranla daha kolay ve daha hızlı geliştirebilmiştir.

Namık İsmail'in ana konularından biri olan portrelerini de "Otoportre"ler ve "eş-dost ya da ünlü kişilerin portreleri" ve "kadın portreleri" olarak üç gruba ayırmak mümkündür. Namık İsmail'in portrelerinde Atatürk'ün Ahmet Haşim'in kendisinin,eşi Mediha Hanım'ın ve daha kimliğini bilmediğimiz pek çok kişinin Namık İsmail'in tuvaline konu olarak kullanıldığı görülmektedir.Namık İsmail'in "Otoportre"lerinde olduğu gibi, portrelerinde de ifadenin önemli bir yer tuttuğu ve portresi yapılan kişinin kişilik özelliklerinin en ince ayrıntısına kadar verildiği görülür

Bunun yanısıra Namık İsmail'in kadınları ve çıplakları ise, Osmanlı döneminden Cumhuriyet Türkiyesi'ne kadının birey olarak kazandığı statüyü adım adım gösterir niteliktedir. Osmanlı'nın Batılılaşma döneminde bir moda olarak resim, müzik eğitimi alan ve yine bir modaya uyarak ev içinden dışarı çıkan kadın, Cumhuriyet döneminde modernliğin göstergesi olarak Cumhuriyet rejimi tarafından öne çıkarılır. Modernleşme projesinin temeline oturtulmuş ve ilerleme ile eşdeğer tutulmuş olan modern kadın imgesi, Namık İsmail'in resimlerine de yansır. Osmanlı döneminde her ne kadar elit bir kesimde kadın modernleşse de, Namık İsmail'in "Sedirde Uzanan Kadın"ı (sergide 6 no'lu resim), kadının yine eve ait bir süs eşyası niteliğinde görüldüğünün kanıtıdır. Buna karşılık,"Oturan Kadın" (sergide 65 no'lu resim) "Ayakta Duran Kadın" (sergide 67 no'lu resim), "İspanyol Kadın" (sergide 66 no'lu resim), "Yelpazeli Kadın" (sergide 62 no'lu resim) ve daha pek çok kadın resminde Namık İsmail, çarşafını ve peçesini atan modern kadını betimlemiştir. Cumhuriyet döneminde, modernleşme projesinde kadına atfedilen öneme koşut olarak kadın, ağırbaşlı kıyafeti ve açık yüzü ile modernleşmenin simgesi haline dönüşür ve böylelikle Batı'nın Doğu kadını imajının da yıkılması amaçlanır. [3] Tüm bunlar Namık İsmail'in kadınlarında da kendini gösterir. [8]

İlk yapıtlarından başlayarak üslup ve teknik gelişimi, belli bir çizgide gitmediği açıkça görülmekte, aynı yıl içinde bile birbirinden farklı teknik ve üslupta resimler yaptığı gözlenmektedir. Sanatçı, Fransa’da empresyonist, Almanya’da akademik, empresyonist ve ekspresyonist ressamlardan etkilenmesine karşın, konuya göre içinden geldiği gibi çalışmayı yeğlemiştir. Bazen paletinde hafif fırça vuruşları ve ışıltılı renklerin görüldüğü empresyonist, zaman zaman parlak renklerin ve karşıt tonların egemenliğinin hissedildiği ekspresyonist bir doğa ressamı, bazen realist bir figür ressam, sırasında akademik bir çıplak ressamı olmuştur. İkinci dönem resimlerinde renklerin ve boya dokusunun, konunun önüne geçtiği yoğun boya tabakaları dikkati çekmektedir.[3]

Namık İsmail, sanatını iki döneme ayırır. Kısa süre Julian Akademisi’ne, sonra Fernand Cormon Atölyesi’ne devam eden sanatçı, birinci dönemi olarak nitelendirdiği Fransa dönüşü yaptığı resimlerde, tekniğin zayıf, duygunun kuvvetli olduğunu, şiir ve düşgücünün teknikten önde geldiğini söyler. 7 Akademik anlayışı benimseyen hocası Cormon’dan sanatçının fazla etkilenmediği görülür. 1911 tarihli Köy Evi çalışması, Paris’e gittiği yılda empresyonist etkilerle yaptığı bir tablodur. Barbizon Okulu ressamlarımın ve Corot’nun yapıtlarını anımsatan resimde, birbirinin içinde eriyen renkler, yeşilin maviye, kahverenginin sarıya kaçan tonları kullanılmıştır. Ağaçlarda, evde, kırda detaya kaçan fırça vuruşları egemendir: renkler, pastelleriyle homojenleştirilerek kullanılmış, yumuşak geçişlerle perspektif sağlanmıştı. [1]

1917 Galatasaraylılar Yurdu’nda sergilenen Düşünce (Sedirde Uzanan Kadın) tablosu sanatçının, Fransa sonrası, Almanya öncesi ara döneminde yaptığı en etkileyici çalışmadır. Şiirsellik ve düşgücünün egemen olduğu bu tabloda, yalnızca figürün yüzünde odaklanmış olan ışık, kompozisyonun etkinliğini sağlamış ve böylece figürün yüzü ve açıkta kalan omuzlarının beyazlığı, narinliği vurgulanmıştır. Elin ve parmakların zarif duruşu, modelin güzelliğinin dikkat çekici noktasıdır. Batıya özgü giysiler içindeki figürün yüzündeki düşünceli, dalgın, hüzünlü anlatımı yansıtan bu duygu yüklü tabloda, kitaplık, vazo, sehpa, yastıklar, hat levha, kanepenin üzerindeki örtü, hatta modelin giysisi ve terliği, duygulu atmosferi ön plana çıkarmak için kullanılmıştır

1921 tarihini taşıyan Balıklar tablosunda, sanatçı perspektifi kısa mesafeden, sağdan sola diyagonal almıştır. Yeşil-mavi tonlarındaki salata yaprakları, sağ alt köşede toplanan turpların kırmızısıyla kontrast oluşturmaktadır. Ressamın genellikle az kullandığı konturlar, balıkların alt ve üst sınırlarında, turpların ve salataların arasında, masanın çizgilerinde görülmektedir. [2 ]Empresyonist etkili bu çalışmalar, dönemin diğer sanatçılarını özellikle İbrahim Çallı’nın natürmortlarını anımsatır niteliktedir.

1922’de Paris dönüşünden sonra yaptığı resimlerde resim sanatında bazı değişimler göze çarpmaya başlayacaktır. Namık İsmail’in 1923 tarihli Bayır tablosunda açıkça görüldüğü gibi paletinde, gerçek bir renklenme başlar. Biçim kaygısı taşımadan, desene önem verilmeden, rengin ön plana çıkarıldığı bu çalışmada, renkler birbirine kaynaşmış, planlar tuşlarla, kontur kullanılmadan, renk lekeleriyle bölünerek verilmiştir.

1924 ve 1925 yıllarında Paris’te bulunan sanatçının, bu dönemdeki çalışmalarını çoğunlukla çıplaklar (Yarım Çıplak, Yatan Çıplak, Duvara Yaslanan Çıplak) ve kent görünümleri oluşturmaktadır (Paris Karpo Çeşmesi, Lüksemburg Bahçesi’nden Arslan Heykeli Lüksemburg Parkı). Namık İsmail Lüksemburg Bahçesi’ndeki çalışmalarında çok sevdiği sarıyı ve yeşili dilediğince kullanmış: basit fırça vuruşlarıyla yeşilden sarıya geçiş yapmış, heykelleri birer resim öğesi olarak almış, geniş ve sıradan bir alanı, usta ve güçlü bir anlatımla yüceleştirerek vermeyi başarmıştır. 1924 yılında Paris’te açılan bir yarışmayı kazanan sanatçı, Naşad Kızlar, Bezgin Kadınlar (1947), Mutsuz Kadınlar (1972), Hayal Kadınlar 17 gibi isimlerle dilimize çevrilen, Pierre Loti’nin Les Desenchantees kitabını resimleyerek illüstrasyon havasındaki çalışmalarda da başarısını kanıtlar. [1]

1929 tarihli yapıtlarından biri olan Pazar Yerinde Kadın ve Bebek, illüstrasyon havasında bir çalışmadır. Silüet halinde verilen yerel giysili figürde ve bebekte kalın konturlar kullanılmıştır. Solda, ortaya kadar inen Pazar tezgâhı, kompozisyonda dengeyi sağlayan iki lekeden biri olarak kullanılmıştır.[2] 1935 tarihli son Çıplak’ındaysa Namık İsmail’in Renoir’ın çıplaklarının tadına ulaştığını görüyoruz.

Namık İsmail hakkında bir çok çalışmalar yapılmış, Zeynep Rona,1992, 1937 yılında İ. Safa Günay Namık İsmail''''in Hayatı ve Eserleri üzerinde kitap hazırlamışlardır. Hakkında yazılmış, çok sayıda, tez, inceleme, makale ve eleştiriler vardır.




NAMIK İSMAİL'İN RESİMLERİNDEKİ KONULAR

Namık İsmail'in resimlerinde işlediği konular, ilk olarak Paris döneminde başladığı ve daha sonra tekniğini geliştirerek sürdürdüğü izlenimci etkiler taşıyan manzaralar, Şişli Atölyesi'nde ve daha sonra Cumhuriyet'in kültür politikaları gereğince resimlediği savaş temalı resimler, çıplaklar, portreler, kent görünümleri, natürmortlar olarak gruplanabilir fakat yine de onun ustalığını en iyi yansıtan konuların portreler ve manzaralar olduğu söylenebilir. Namık İsmail'in resimlerini tematik olarak gruplamak yerine, tekniğinin yıldan yıla ne denli değiştiğini gözler önüne serebilmek amacıyla, mümkün olduğunca kronolojik bir düzende sunmaya çalışıldıysa da, sanatçının resimlerinin tematik olarak değerlendirilebileceği ve bu bağlamda da yorumlar yapılabileceği de düşünülebilir.

Resimler
Charles Clement Calderon
Charles Clement Calderon
William Bouguereau
Bouguereau, Adolphe - William (1825 – 1905)
Albert Bierstadt
Albert Bierstadt (7 Ocak 1830 - 18 Şubat 1902)
© Tüm hakları tablo.net.tr sitesine aittir
Web Tasarım Garantimedya